Kavramlar, İlla Kavramlar

1.

Bu konu ile ilgili kimi şeyler söylemek veya yazmak durumunda kaldığımda şu cümleyi mutlaka kurarım:

“Medeniyetler, kavramlarla kurulur; kavramlarla yıkılır.”

Bu cümlenin anlamı açıktır:

Bir millet medeniyetini kurarken, medeniyetiyle ilgili kavramlarını kendi oluşturur ve değerlendirmelerini o kavramlar çerçevesinde yapar.

Bir milletin medeniyeti yıkılırken, önce kavramlar anlamını kaybeder; sonra medeniyetini başkasının kavramlarıyla konuşmaya ve değerlendirmeye başlar.

İşin bir başka yönü ise kavramlarla beraber, dilimizi de kaybetmeye başlarız.

Dilin kaybolması da elbet kelimelerin kaybolmasıyla başlar.

Kelimelerin akla geldiği gibi kısaltılması…

Her durumun aynı kelimelerle ifadesi…

Karşımıza birkaç yüz kelimeyle konuşulan bir kabile dili çıkartır.

*

2.

Biz devlet ebed müddete inanmış bir milletiz.

Bunun için “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” demişiz.

Bunun anlamı gayet açıktır:

Biz millet olarak, devletsiz yapamayız.

Buna rağmen biz devletle sistemi hep karıştırırız.

Ve bu karıştırmanın sonucudur ki, sistemi hep devlet yerine kullanırız.

Oysa devlet olmazsa olmazımız, sistem ise olmazsa olmazımız değildir.

Bir başka ifadeyle:

Devlet var olduktan sonra, üzerine giydirilen sistem ne olursa olsun, o denli önemli değildir.

Bu nedenle bu millet darbelere karşı çıkmamış, darbeleri olduğu gibi kabul etmiş; fakat devleti ortadan kaldırmaya yönelik Fetö ve Haşhaşilerinin işgal hareketine topyekun karşı çıkmıştır.

Mesele vatansa, gerisi teferruattır, sözü bu gerçekliği ifade etmektedir.

Devlet bir milletin ortak gücünü, ortak varlığını, ortak ideallerini simgeleyen mücerret bir kavramdır.

Bu haliyle devlet güzeldir, adildir, güçlüdür, sevecendir, güler yüzlüdür ila ahir…

Sistem ise devletin üstüne giydirilen ve devleti görünür hale getiren yapılanmanın, şekillenmenin, biçimlenmenin adıdır.

Devleti görünür hale getiren sistem, devletin sahip olduğu güzellikleri, iyilikleri ne kadar yansıtırsa ömrü o kadar uzun olur.

Bir başka ifadeyle, sistem devlet ile ne kadar örtüşürse, devletin güzelliğini ve iyiliğini o kadar yansıtmış olur ve kendi ömrünü o kadar uzatmış olur.

Anlaşılacağı gibi:

Bir millet yaşadığı sürece devleti yaşar ya da bir milletin devleti yaşadığı sürece millet varlığını sürdürür.

Bu haliyle devleti bir milletin imanı gibi telakki edebiliriz.

Hal böyle olunca, bir millet devletli olma, devleti yaşatma, devletle yaşama özelliğini kaybederse; önce devletini, sonra kendi varlığını kaybeder ve tarih sahnesinden çekilir gider.

Şeyh Edebali’nin:

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü tam da bunu ifade etmektedir.

*

3.

Devletin yapılanması, biçimlenmesi, şekillenmesi olarak tanımladığımız sistem Selçuklu’da başka, Osmanlı’da başka, Türkiye Cumhuriyeti’nde başkadır.

Ve şimdi Türkiye Cumhuriyeti olarak başka bir sisteme geçildi…

Maalesef kavramları kendimiz oluşturmadığımız için, Osmanlıyı, Selçukluyu, Türkiye Cumhuriyeti’ni ayrı devletler olarak mütalaa ederiz.

Oysa bunlar ve daha önce kurup da yıkılanlar, devlet değil, sistemlerdir.

Değişik Türk Boylarının kurdukları ve zamanla yıkılanlar da devletler değil, sistemlerdi.

Çünkü bir milletin bir tek devleti olur ve Allah (cc) korusun o devlet yıkılırsa, bir daha kurulamaz.

Bu gerçeği bu milletin mensubu olarak her birimiz akılda ve gönülde tutmalıyız.

Öyleyse şöyle diyebiliriz:

Türk Milleti var oldukça devleti var olacaktır.

Hangi sistem altında var olursa olsun.

Yeter ki var olsun…

Devlete giydirilen sistemden istenen şey:

Milletin güvenliğini sağlayacak, adaleti ayakta tutacak, gücünü koruyacak ve bayrağını gönderde tutma özgürlüğüne sahip olacak bir yapılanma…

Son söz:

Esas olan devlet ebed müddettir!

Sistem ebed müddet değil…

Bu nedenle:

Devlet değişmez…

Sistem ise gerektikçe değişir.

YAZARIN BİYOGRAFİSİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ