Sorumluluk

Gün içinde en çok kullandığımız kavramlardan birisi sorumluluktur.

Bu kavram, insanları birbirinden çok iyi ayırt edici bir değerlendirme kavramıdır.

İnsanları bu kavrama göre değerlendirdiğimizde esas olarak iki tip insan ortaya çıkar:

Sorumlu insan

Sorumsuz insan

Elbet sorumlu ve sorumsuz insanları kendi içlerinde azdan çoğa doğru sınıflandırabiliriz.

Yani sorumluluk ve sorumsuzluk seviyesi bütün insanlarda aynı seviyede, aynı düzeyde, aynı yoğunlukta değildir.

Esas olarak sorumluluk ve sorumsuzluk önemli bir karakter ölçüsü olsa da; insanlar sorumluluk ve sorumsuzluk konusunda da tam bir kararlılık göstermezler.

Kimi insan bazı konularda sorumlu bir karaktere sahip olduğu halde, bazı konularda sorumsuz bir karaktere sahip olabilir.

Aynı şeyleri sorumsuzluk konusunda da söyleyebiliriz.

Kimi insan bazı konularda sorumsuz olabildiği halde, bazı konularda tam anlamıyla sorumlu bir karakter olarak ortaya çıkabilir.

Anlaşılacağı gibi, sorumluluk ve sorumsuzluk duygusu insanın kendi içinde iç içedir ve geçişlidir.

Sorumluluk veya sorumsuzluk insanların yaşına, bulundukları mekâna, yüklendikleri göreve göre de değişebilir.

İnsanlar çocuk yaşlarında sorumsuz olabildikleri halde, giderek sorumlu bir karaktere bürünebilirler.

Elbet bunun aksi de olabilir.

Çocukluk dönemlerinde sorumlu bir karaktere sahip oldukları ve yakın çevrelerine ümit veren bir gelecek vadettikleri halde; giderek sorumsuz bir kişiliğe bürünürler, ne kendilerinin ne de çevrelerinin beklentilerine karşılık veremezler; insanları beklentileri konusunda hayal kırıklığına uğratırlar.

Sorumluluk duygusu taşıyan insanlar, sahip oldukları bireysel ve çevresel imkânları çok iyi kullanırlar.

Elbet bu iyi kullanım fiziksel, zihinsel, ruhsal kapasite ölçüsünde kişiden kişiye değişecektir.

Aileden, çevreden, okuduğu eğitim kurumlarından iyi bir sorumluluk eğitimi alan kişiler kapasiteleri ölçüsünde sorumluluğun zirvesine çıkarlar.

Sorumluluğun zirvesine çıkan insanlar kendi alanlarında, elbet kapasiteleri ve kısmetleri ölçüsünde başarının da zirvesine çıkarlar.

Anlaşılacağı gibi sorumluluk bilinci ya da sorumluluk duygusu kişiyi başarıya götüren en önemli unsurdur, diyebiliriz.

Her zaman başarı için kullandığım bir söz vardır:

Yoğunlaşma!

Gerçekten de, hayatın hangi sosyal kesiminde olursa olsun, başarı için yoğunlaşma mutlak şarttır.

Bu mutlak şartı yerine getiremeyenler yani işlerine yoğunlaşamayanlar ya hiç başarılı olamazlar ya başarıda istedikleri seviyeyi elde edemezler ya da başarıya ulaşmak için çok zaman kaybederler.

Bunun örneklerini akademik hayatımızda yaşadık.

12 Eylül Darbecilerinin getirdiği 2547 Sayılı Üniversite Yasası gereği girilen dil sınavını yedi kez girip de başarılı olamayan öğretim üyesi doçentler yine 12 Eylül Darbecilerinin kararıyla bir gecede profesör oldular.

Öyle sanıyorum ki, hayatları boyunca hak etmeden aldıkları bu unvanların altında ezildiler.

Nedeni ise yeteneklerinin düşük olması değil, işlerine yoğunlaşamamış olmalarıdır.

Yoğunlaşma ile ilgili olarak Muhiddin Arabi’nin çok güzel bir örneği vardır.

O der ki:

“Yoğunlaşmayı bir kediden öğrendim.

Kedi fare deliğinin önünde öylesine sessiz şekilde fareyi yakalamaya yoğunlaşmıştı ki, bıyıklarını bile oynatmıyordu.”

İslami terminolojide ihsan derecesinde ibadette de bu tür yoğunlaşmalara örnekler vardır.

Nitekim Cibril hadisi olarak bilinen hadiste, Cebrail (as) Allah Resulüne (sav), “ihsan nedir” diye sorar.

Allah Resulü (sav) “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek” der.

 

Yoğunlaşmayla ilgili olarak Hz Ali’den (ra) nakledilen bir kıssa gerçekten de çok güzeldir.

Hz Ali (ra) savaşta bir okla ayağından yaralanır ve okun ucu Hz Ali’nin ayağında kalır.

Arkadaşları oku çıkarmak isteseler de çok acı verdiği için çıkaramazlar.

Hz Ali “ben namaza durduğum zaman çıkarın” der.

Hz Ali namaza durur ve arkadaşları oku çıkarırlar, Hz Ali okun çıkarılışının verdiği acıyı hiç duymaz.

Yoğunlaşma işte budur ve hangi konuda olursa olsun başarı için yoğunlaşma şarttır.

YAZARIN BİYOGRAFİSİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ