Yaradılış Hikmetimiz

İnsanın birisi genel, ikisi özel olmak üzere üç asli görevi vardır ya da insan hemen görünüveren/akla geliveren haliyle üç hikmetle yaratılmıştır.

Belki de bu asli görevler bir tek görev içinde değerlendirilebileceği gibi; hemen görünüveren yaratılış hikmetleri de bir tek hikmet içine sığdırılabilir.

O genel görev ya da asıl yaratılış hikmeti ise kutsi bir hadiste şöyle beyan edilmiştir:

 

“Ben gizli bir hazine idim; tanınmak istedim ve mahlûkatı yarattım.

Benimle beni tanıdılar.” (Acluni)

Ya da,

“Ben bir gizli hazine idim, bilinmemi istedim.

Halkı yarattım, nimetlerimi onlara sevdirdim.

Böylece beni bildiler.”

 

Abdullah Herevi’ye (ra) göre:

“Allah kendi sıfatlarını izhar etmeyi isteyince âlemi, kendini izhar etmeyi isteyince de Âdemi yaratmıştır.”

 

Anlaşılacağı gibi insanın bir mahlûk/ halk edilmiş/ yaratılmış varlık olarak asli/ ilk/ en önde gelen görevi Yaratıcısını yani kendisini yokluk âleminden varlık âlemine çıkarıcısını yani Allah’ını tanımasıdır.

İnsanın Allah’ı tanımasının nasıl olacağı Kur’an’i dille şöyle beyan edilmiştir:

 

“De ki:

O, Allah birdir/ tekdir, eşi ve ortağı yoktur.

Allah sameddir.

O, doğurmamış ve doğmamıştır.

Onun hiçbir dengi yoktur” (112/1-4)

 

İşte insanın yaratıcısını bu şekilde tanımasının bir ifadesi olarak tevhid/ birleme kelimesini gücümüz yettiğince dillendirmekteyiz:

Lâ ilahe illallah/ Allah’tan başka ilah yoktur.

Ya da hiç bir ilah yoktur, sadece O İlah yani Allah vardır.

Daha açık bir deyişle, önünde eğileceğimiz, saygı göstereceğimiz, ibadet edeceğimiz yegâne ilah, Allah’tır.

 

Bu gerçek O Güzel Nebi’nin dilinde şöyle ifade edilmektedir:

“Dirhemin kulu helak olsun, dinarın kulu helak olsun.” (Buhari, İbni Mace)

Anlaşılacağı gibi, paraya, pula, makama, mansıba, şöhrete sahip olmak uğruna her şeyini feda eden, kısacası niçin yaratıldığını unutanların sonu mutlaka kötüye varacaktır.

İnsanın bu gerçeği hiçbir şekilde gözden uzak tutmaması, buna göre davranması ve hayatını bu çerçeve içinde değerlendirmesi gerekir.

Aksi halde kendisi için yaratılanları (parayı, pulu, makamı, mansıbı) baş tacı etmiş olur ki, bu da insanın giderek küçülmesinden ve eşyaya esir olmasından başka bir şey olmayacaktır.

İnsanın eşrefi mahlûkat oluşunu göz önüne alarak kâinatın yaratılışına bakacak olursak, karşımıza şöyle bir kutsi hadis çıkacaktır:

“Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.”

Her ne kadar bu hitap özel olarak Hz. Muhammed’e (sav) ise de, genel olarak O Güzel Nebi’nin şahsında bütün insanlığadır.

Çünkü O Güzel Nebi (sav) bir insan olarak, insanlık âleminin zirve noktasıdır.

Bir başka deyişle insanlığın zübdesidir/ özetidir, özüdür, cevheridir ve bu haliyle kelimenin tam anlamıyla Allah’ın istediği en kâmil insandır.

 

Ehli hikmet bu gerçeği şu şekilde dile getirmektedir:

“Kâmil insan/insan-ı kâmil evrenin var ediliş sebebidir.”

Allah (cc) kâinatı kâmil insanın yüzü suyu hürmetine yaratmıştır.

Başka bir ifadeyle, ayın ve güneşin, kısacası topyekûn evrenin insanın emrine amade kılınması kâmil insan nedeniyledir.

 

Nitekim Allah (cc) kutsi hadiste:

“Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” dediği gibi, bununla yetinmemiş, insanın mertebesini daha da belirgin hale getirmek için, yine Resul’ünün şahsında:

“Seni âlemlere rahmet olarak gönderdim” buyurmuştur.

Yani:

“Ey Nebi!

Sen kâinata rahmetsin.

Evren seninle bereketlenir.

Canlı cansız her şey senin hürmetine hayatlarını devam ettirirler.

Öyleyse onlar, Allah’ın yanında, Allah’la birlikte Seni de ansınlar ve dillerinden hiç düşürmesinler.

Bu hem vefalarının yani dostluğa sadakatlerinin gereğidir, hem de Allah’a giden yolun rehberi, yol göstericisi, kılavuzu Sen olduğun içindir.

Eğer Seni anmazlar ve unuturlarsa vefasızlıkla damgalanacakları gibi; başka kılavuzların, başka yol göstericilerin peşinden giderler ve yolları kesinlikle Allah’a çıkmaz.

Bu da onların sonunun hüsran olacağının işaretidir.”

Bu nedenledir ki, Allah Resulünü dilden düşürmemek; isminin her geçtiği yerde O’na salat-ü selam getirmek, Allahümme salli ala Muhammed demek en güzel ibadetlerden yani Allah’ın razı olacağı en güzel davranış biçimlerindendir.

Es selam-ü aleyküm ey Nebi (sav)…

Sana binlerce salat-ü selam olsun ya Muhammed!